16 Mart 2011 Çarşamba

BAZI BİTKİ VE ÇİÇEK HASTALIKLARI


BAZI BİTKİ VE ÇİÇEK HASTALIKLARI
Kırmızı Örümcek Mite' ları: Yaprakların alt yüzeylerinde bulunan küçük, sarı , kahverengi veya kırmızı kurtçuklardır. İnce örümcek ağları üretirler. Kuru ortamı severler. Nemliliği artırmak amacıyla bitkiyi sık sık spreyleyin. Sorun devam ederse kırmızı örümcek ilacı kullanın.
Kabuk Böcekleri: Yapraklara ve gövdeye yapışmış gibi duran küçük sert kabuklu, kahverengi, sarı böceklerdir. Bitkileri ılık sabunlu su ile temizleyip durulayın.
Küf: Yapraklarda ve gövdede oluşan beyaz pudra benzeri oluşumlardır. Mantar ilacı ( fungicide ) ile spreyleyin.
Beyaz Sinekler: Güveye benzer ve rahatsız edildiğinde uçuşan küçük beyaz böceklerdir. Tüm bitkiyi ılık sabunlu suya batırın ve sonra durulayın.
Yeşil veya Siyah Sinekler: Bitkinin büyüyen uçlarında koloni oluştururlar. Yok etmek için Arap sabunu köpürtün ve bununla tüm bitkiyi yıkayın ve durulayın.
Botrytis: Yaprak, çiçek ve gövdede bulunan gri küftür. Bitkiyi daha kuru bir ortama alın ve hava akımını artırın. Ölü çiçek ve yaprakları düzenli olarak ayıklayın. Sorun devam ederse mantar ilacı kullanın.
Mealy Bugs: Yaprakların altında ve gövdede bulunan minik yün yumaklarına benzer oluşumlardır. Pamukçuk gibidir. İspirto ( Metil Alkol ) ya batırılmış bir pamukla siliniz.
kaynak peyzajcenter.com/tr

Ağaç Hatmi ( Hibiscus Syriacus )


Ağaç Hatmi ( Hibiscus Syriacus )


Anavatanı Hindistan ve Çin olan bitki kışın yaprağını döker.(Sarı olup dökülen yapraklar sonbahar bahçeleri için iyi bir seçenek olabiliyor.)
En gelişmişi 3 - 4 metreye kadar uzayabilir. 5-10 santimi bulan çiçekleri Japon güllerinden daha basit`tir.
Beyaz, pembe, mavi, mor yalınkatlıların dışında, katmerlileri de vardır. Çiçeklerin değişik renkleri dışında yaprakları yeşil beyaz varyant tipleride nadir olsada fidanlıklarda bulabilirsiniz. (Bu yapraklıların çiçekleri diğer türlere göre daha küçük açabiliyor.)


Aşırı soğuk bölgelerde yapraklardan sonra oluşan tomurcukları geç dönem donlarından etkilenebilir. Bitkiyi garanti altına almak için kuzeye bakan, öğleden sonra güneşli, duvar önlerini, rüzgarsız kuytu alanları tercih edin.
Ağaç hatmiler tam güneşten yarı gölgeye zayıf kireçli, killi, fazla su tutmayan tüm topraklarda rahatlıkla gelişirler. Dikimde toprağa atacağınız yaprak çürüğü, iyi toprağın dışında potasyumca zengin özel gül gübrelerinden de ekleyin (Büyük marketlerde ithal olanları var).


Ligustrum çitlerinden bıkanlar için değişik bir seçenek. 1.5 metrede budanarak çiçek açan hatmi çiti de yapabilirsiniz. Budanması ilkbaharda ya da çiçek sonrasında olabilir. Hastalık sorunu yoktur. Fazla su istemez ama kurak dönemlerde biraz kontrol altında tutulmalıdır.
Yaz sonunda beğendiğiniz ağaç hatmilerden üretmek istiyorsanız anaç bitkiden çelikler alın; suyu geçirgen, kumlu, bol yaprak çürüklü toprakta ılıman ortamlarda (serada) köklendirin. İlkbaharda dikeceğiniz fideler 1 metreye ancak beş senede ulaşabilir.

Tıpta kullanılan ilaç hatmi bu bitkiden değildir. Yaz başında ince uzun tohumlu gül hatmi bu işe yarayabilir. Çiçek tipleri benzer ama yapıları apayrıdır. Ben hatmi gibi çiçekli bitkileri, kelebekleri, arı ve kuşları bahçeme davet etsin diye dikiyorum.
Yurtdışında moda olan renk bahçelerinin ötesinde yeni başlayan akım kelebek ve kuş bahçeleri! Bu konuyla ilgililenenlere bitki listeleri verebilirim.
Kuşlar için; Trabzon hurması, süs elması, kızılcık, erguvan, manolya (tohumları),
bambu, palmiyeler (tohumları), cycas palmiyeleri, mimoza, akasya, selviler, huş ağaçları, kayın, dişbudak, çınar, koca yemiş, tavşan elması, porsuk, lale ağacı, kavuçuk bitkisi, okalüptüs, incir, pitosporum, ilex, yucca (avize), Japon gülü, lilium, petunya, begonya, aloe, gardenya, atlas, kuş konmaz çalısı, tüm üzümler-üzümsü çalılar, ay çiçeği, kana, eğrelti otları, begonvil, saat çiçeği ve borozan çiçeği.
Kelebekler için; Söğüt, kavak, orman gülü, at kestanesi, süs elması, kavak,
kartopu, leylak, vişne, narenciye türleri, badem ağacı, maviyemiş-likapa, acı yemiş,
erguvan, spiraea çalısı, japon gülü, ay çiçeği, brokoli, güller( özellikle yabanileri),
aster, papatya, hemerocallis, astilbe, rudbeckia, kampanula, yukka, lantana,
saat çiçeği, phlox, sedum, verbena, cosmos, zinnia, abelia, agapanthus,
cam güzeli, ya da kelebek çalısı olabilir.

GİLABURU'yu TANIYOR MUSUNUZ?

GİLABURU'yu TANIYOR MUSUNUZ?

(Viburnum opulus)

İngl. Cramp Bark, Alm. Gemeiner Schneeball
Yöresel adları: Dağdığan ağ, geleboru, gilabada, gildar, giligili,girabolu, girebolu, gilaboru, gilaburu
Drog adı: Cortex viburni opuli / ağaç kabuğu
Tentür: Viburnum olpulus D1-D3

Bitki Adı : GİRABOLU AĞACI (Viburnum opulus)

Toplama/kurutma: Genç dalların kabukları nisan-mayıs döneminde soyulur, ince kıyılır ve gölgede kurutulur. 2-4 m yükseklikteki bu ağaç, ülkemizde Orta Anadolu bölgesinde yetişir. Ağacın meyvesinin turşusu da yapılır(Kayseri).
Bileşim: Viburnin, Valerian asitleri, Salikoside, Arbutin, reçine, tanen
Etkileri: Kramp çözücü, yatıştırıcı, adstingent(dokuları sıkıştırıcı-sağlamlaştırıcı), sinir sistemini güçlendirici


Kullanım alanları: Gilaburu ağaç kabuğu, kramplara ve kas gerginliklerine karşı oluşturduğu olumlu etki nedeniyle, saygıyla anılmaya hak kazanmıştır. Genellikle iki alanda kullanılır: Biri,yumurtalık ve dölyatağı kasları ile ilgili problemlerdir. Bitki dölyatağını yatıştırır ve böylece adet görme sürecindeki ağrılı kramplar sona erer. Aynı biçimde etki yaparak, olası düşükleri de önleyebilir. İkinci kullanım alanı ise, aşırı adet kanamalarının ve menopozla ilgili aşırı kanamaların kontrol altına alınmasıdır.

Kullanım biçimleri: 
Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış dal kabuğu, orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10-15 dakika kaynadıktan sonra süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Karışım: Dölyatağı ve yumurtalık ağrılarına karşı ve olası düşük tehlikesine karşı, kediotu kökü çayı ile eşit oranda karıştırılarak kullanılır. Yarım tatlı kaşığı gilaburu kabuğu ile yarım bardak suda hazırlanan gilaburu çayı, yarım tatlı kaşığı kediotu kökünün yarım bardak kaynar suyla haşlanıp, 10 dakika demlendirilen kediotu kökü çayı ile eşit oranda karıştırılarak içilir.

Tentür: Viburnum opulus D1, D2 veya D3 inceltisi, günde 3 kere 25-30 damla, yarım kahve fincanı ılık suya eklenerek alınır. Yukarıda anılan tüm rahatsızlıklara karşı etkilidir.

Uyarı: Aspirine alerjisi olanlarda alerjik tepkilere yol açabilir. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.

HER DERDE DEVA

Gilaboru meyvesinin halk arasında böbrek hastalıklarının tedavisinde ve böbrek taşının düşürülmesinde yaygın olarak kullanıldığını belirten Doç. Dr. Aksoy, şöyle dedi:

“Sonbaharda toplanıp salamura yapıldıktan sonra tüketilen gilaboru, sadece böbrek hastalıklarına değil, birçok hastalığın tedavisinde de yararlı olmaktadır. Kabukları kaynatılan gilaboru, astım, romatizma, yüksek tansiyon, sara nöbetleri (epilepsi), kabakulak, doğum sonrası spazmlar, uyku bozukluğu gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilmektedir. Gilaburu suyu, ayrıca safra kesesi hastalıkları ile bazı karaciğer hastalıklarına da iyi gelmektedir. Gilaburununbazı kanser tümörlerini azaltmadaki olumlu etkileriyle ilgili olarak halen Amerika’da, Harward Medicine School’un araştırması devam etmektedir.”
alpha-Amyrin:
Summenformel: C30H50O
Molmasse: 426,7 g/mol
beta-Amyrin:
Summenformel: C30H50O
Molmasse: 426,7 g/mol


Toplama/Kurutma : Genç dalların kabukları nisan-mayıs döneminde soyulur, ince kıyılır ve gölgede kurutulur. 2-4 m yükseklikteki bu ağaç, Ülkemizde Orta Anadolu bölgesinde yetişir. Ağacın meyvesinin turşusu da yapılır (Kayseri).

Etkileri: Kramp çözücü, yatıştırıcı, adstingent (dokuları sıkıştırıcı sağlamlaştırıcı), sinir sistemini güçlendirici Kullanım Alanları : Gilaburu ağaç kabuğu, kramplara ve kas gerginliklerine karşı oluşturduğu olumlu etki nedeniyle, saygıyla anılmaya hak kazanmıştır. Genellikle iki alanda kullanılır. Biri,yumurtalık ve dölyatağı kasları ile ilgili problemlerdir. Bitki dölyatağını yatıştırır ve böylece adet görme sürecindeki ağrılı kramplar sona erer. Aynı biçimde etki yaparak, olası düşükleri de önleyebilir. İkinci kullanım alanı ise, aşırı adet kanamalarının ve menopozla ilgili aşırı kanamaların kontrol altına alınmasıdır.

Kullanım Biçimleri : yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış dal kabuğu, orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10-15 dakika kaynadıktan sonra süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Uyarı : Aspirine alerjisi olanlarda alerjik tepkilere yol açabilir. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.

Gilaburu (Viburnum opulus) - Hanımlarda rahim spazmını giderir, hamileliği kolaylaştırır. Regllerin ağrısız olmasını sağlar .
Vakitsiz bebek düşüm ve doğumlarını önler.
İdrar söktürerek üreyi düşürür, sinirleri kuvvetlendirir



KULLANIM ALANLARI

Böbrek: Böbrek taşlarının bütün cinsleri asılları itibarıyla suda çözünmeyen kalsiyum tuzu olup bu tuz oluşumunu yerinde eritecek bir ilaç bulunmadığından dolayı lazer, ses dalgası vs. gibi yollarla böbrek taşı fiziksel olarak parçalanıp yerinden oynatılarak düşürülmeye çalışılmak- tadır (diğer bir yöntem açık operasyondur). Ve bu yöntemler hastaya aşırı ağrı- sancı vermenin yanında kalıcı yan tesirleri olan yöntemlerdir. Girebolu ise böbrek taşını, diğer usullerde ( lazer. vs. ) olduğu gibi; fiziksel parçalama yöntemi ile değil kimyasal çözünme ile yok ettiğinden dolayı ne taş çözünürken nede idrar ile birlikte atılırken hasta ağrı sancı hissetmez. Taşın oluşum süreci tersine işleyerek, taş tamamen erir ve idrar ile birlikte kimyasal madde olarak atılır. 1 kür (8 kg ) girebolu 1 hafta içerisinde 6 - 8 mm böbrek taşı eritebilmektedir. Taş 8 mm den büyük ise her 8 mm için bir kür düşünülmelidir. Girebolu ayrıca böbrek tembelliğine ve bazı cins böbrek kistlerine de iyi gelmektedir. Not:Sertliğinden dolayı lazerinde kıramadığı kristalize cins böbrek taşını Girebolu' da eritmeyebilir. Bu cins taş ile karşılaşma riskimiz %1-2 civarındadır.

Prostat: Girebolu, idrar kanalını genişletme özelliği ile mesanenin bir seferde ve kolaylıkla boşalmasını sağlar. Gece ve gündüz sık tuvalete çıkmayı azaltır.

Kadın hastalıkları: Adet zorluğu ve düzen- sizliğine karşı çok etkilidir. Spesifik olarak Kramp, yumurtalık ve rahim kası rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır. Rahmi rahatlatır. Böylece adet görme krampları sona erer ayrıca Mensturasyondan kaynaklanan ağrıları azaltır. Düşük durumu/ tehlikesinde kullanılır. Damar genişliğini düzenlemesinden dolayı adet dönemlerinde aşırı kan kaybını ve menapozda ki kanamaları azaltır.
 
Kaynak:www.purplesage.org.uk

Kalp/ Tansiyon: Girebolu yatıştırıcı, damar genişliği düzenleyici, iskelet ve kas rahatlatıcı , kalp güçlendirici etkiye sahiptir. Gilaburu " Visceral" gerilim / Tansiyon için çok etkilidir. Kas gerilimini azaltır ve spazmları engeller. Hipertansiyonda Cardiovascular sistemini rahatlatır ve tansiyon rahatsızlığından kaynaklanan kabızlığı engeller. Harici kullanımda kramp ve kas gerilmesini rahatlatır. Bazı migren vakalarında da yardımcı olabilir. 

Kaynak:www.purplesage.org.uk

İdrar Yolu Hastalıkları: İdrar kanalındaki iltihaplanmaları temizler. İdrar kanalındaki daralma ve boğumları açar, idrar zorluğu ve yanmalarına karşıda son derece etkili ve tedavi edicidir.



HAZIRLANIŞI VE KULLANILIŞI


su içerisinden alınan girebolu bir süzgeç yada kevgir üzerinde ezilir. Meyvenin çıkan suyuna kendisi kadar içme suyu ilave edilir ve bu karışım sıkıldığından itibaren 24 saat içerisinde hasta tarafından içilir.Tadı hafif ekşi olan girebolunun mümkün olduğu kadar bu haliyle içilmesi tavsiye edilmesine rağmen hasta içmekte güçlük çekiyor ise mümkün olduğu kadar az olmak kaydıyla karışım şeker ile tatlandırılabilir.

Dikkat...!
Hastanın 24 saat içerisinde tüketebileceği sıvı bir seferde hazırlanmalıdır. Diğer bir deyişle hazırlanan sıvı mutlaka 24 saat içinde tüketilmelidir.
Gerek meyve gerekse sıkılarak hazırlanmış sıvı sıcaktan ve direkt gün ışığından korunmalı serin bir yerde saklanmalıdır.
Girebolu kullanımı zamana yayılmamalı olabildiğince yoğun kullanılmalıdır.(günde en az 1 kg Girebolu ezilerek suyu yukarıda anlatıldığı şekliyle hazırlanıp kullanılmalıdır.)
Bekleyen meyve mutlaka su içinde ve serin bir yerde muhafaza edilmelidir. Kevgirde ezilerek elde edilen Girebolu öz suyuna mutlaka birebir ölçüde su katılmalıdır.
Gileburu' nun bu güne kadar hiç bir yan tesiri tespit edilememiştir.


Satın almak için http://www.kayseriliyim.com/gilaburusatis.htm adresine tıklayınız.

15 Mart 2011 Salı

Saksı değiştirmenin püf noktaları

Saksı değiştirmenin püf noktaları

Çiçeğiniz büyüyüp serpilmek için sizin sevgi dolu ellerinize teslim olmaya hazır.


Saksılarda sıra sıra dizili pembe, mor, turuncu, sarı çiçekler... Hepsi de büyüyüp serpilmek için sizin sevgi dolu ellerinize teslim olmaya hazır... Vakit kaybetmeyin öyleyse...

Bahçe ya da terasların en has konukları arasındadır saksıda yetişen bitkiler. Sağlıklı yetişmeleri için elimizden geleni yaparız. Her birinin istekleri farklıdır. Çünkü formlarını kaybetmemeleri için her açıdan eşit miktarda ışık almaları gerekir. Seçeceğiniz saksı, bitkinin sağlıklı gelişimi için büyük önem taşır. Pişmiş kil, plastik, seramik saksılar tercih edebilirsiniz.

Bitkinin ihtiyacına göre saksıyı değiştirebilirsiniz. Ama unutmayın, bitkiniz gereksiz değişimlerden zarar görür. Saksıdaki toprakta, belli bir süre sonra bitki besin maddeleri azalır. Aynı zamanda toprak üstü kısmıyla beraber köklerinin de gelişmesiyle, saksı yetersiz duruma gelir. Bu noktada bitkinizin saksısını değiştirmelisiniz. Bitkinizin boy, kök yapısını ve mevsimi de dikkate alarak onu bir boy büyük saksıya taşıyabilirsiniz. Bu esnada gerekli budamaları yapmayı unutmayın. Bitkinizi sıvı bitki besiniyle kuvvetlendirin.

Saksı nasıl değiştirilir?

* Bir elinizle bitkinin kök boğazı ve toprak kısmını tutun. Diğer elinizle de saksıyı ters çevirip hafifçe altına vurun.
* Bitkiyi saksıdan bu şekilde çıkarın. Toprağın dağılmamasına dikkat edin.
* Kök ve gövde budaması yapın.
* İnce çakılla saksının alt kısmını kaplayın. İyi bir drenajla kök çürümesini önlersiniz.
* Torf karışımlı yeni topraktan serpin ve bitkinizi saksının ortasına gelecek şekilde yerleştirin. Yüksekliğine dikkat edin.
* Geri kalan boş kısma yeni toprak karışımını ekleyin. Boşluk kalmaması için elinizle bastırın. Saksı üst düzeyi ile toprak yüzeyi arasında 1.5-2 santimetre bir boşluk bırakılmalıdır.
* Can suyunu verin. Işık alabileceği bir yere yerleştirin.

Saksıda mutlu olan çiçekler

* Arap sümbülü Muscari


Soğanlı bir bitkidir. Sonbahar aylarında dikmelisiniz. Bahar döneminde çiçeklenir. Hoş bir kokusu vardır. Geçirgen ve kuru toprak sever. Güneşli ve yarı gölge alanlarda bahçenizde onlar için yer açın. Uzun dönem çiçekli kalır.

* Kasımpatı Chrysanthemum

Soğuğa dayanıklıdır, fakat dondan korumanız gerekir. Kanaatkârdır, yetiştirilmesi oldukça kolaydır. Çelik alma yöntemiyle ya da tohumdan yetiştirebilirsiniz. Güneş ya da yarı gölge sever. Korunaklı, rüzgârsız alanlara saksılarınızı yerleştirin. Toprağı nemli tutun. Mayıs ayında budama yapmalısınız. Fazla ara dallar ve tomurcukları temizlemelisiniz.

* Lale Tulipa

Geçirgen, hafif kumlu, organik maddece zengin toprak sever. Lale soğanlarını sonbahar döneminde dikmelisiniz. Sağlıklı çiçek açabilmesi için soğanların serin bir yere ve uzun bir döneme ihtiyacı vardır. Dayanıklı ve kanaatkârdır. Geçirgen toprak ister. Güneş ya da yarı gölge sever. Yaprakları solana kadar kesmeyin ama soldukça kesmeyi de unutmayın.

* Funda Erica

Kanaatkâr türlerdir. Çok kireçli olmamak şartıyla tüm topraklarda yaşayabilir. Dört mevsim dikim yapabilirsiniz. Asitli toprakta mutlu olur. Fazla su istemez. Güneşli alanları ve sıcak yerleri sever. Pencere önündeki saksılarda ve limonluklarda hem çok güzel görünür hem de sağlıklı gelişir. Yaşlı dalları için gençleştirme budaması yapın. Temmuz-eylül döneminde yarı odunsu dallardan çelik alarak üretilir. İlkbaharda daldırma yöntemiyle de çelik alabilirsiniz.

* Sümbül Hyacinthus

Hyacinthaceae ailesindendir. Akdeniz kökenli ve soğanlı bir bitkidir. Şubat sonu, mart başında sümbülleriniz açar. Soğanları toprağa 5-8 santimetre aralıklarla dikin. Geçirgen ve az kumlu toprak sever. Nemli kalacak şekilde sulama yapmalısınız. Aşırı sulamadan kaçının. Fazla su, soğanların çürümesine sebep olur. Dona dayanıklıdır, kuvvetlidir. Serin alanlardan hoşlanır. Güneş ya da yarı gölge alanlara dikin.

* Nergis Narcissus

Amaryllidaceae ailesindendir. Nemli, geçirgen ve organik maddece zengin toprakta mutlu olur. Güneş ve yarı gölge sever. Sonbaharda nergis soğanlarını saksılara dikebilirsiniz. Kışın son günlerinde açan çiçekleri oldukça güzeldir. Sarı, beyaz ya da turuncu renkte olan çiçekleri narin bir görüntüye sahiptir ve aynı zamanda kokuludur. Solan çiçekleri, üzerinde bekletmeden kesmelisiniz. Bu uygulama sayesinde açacak yeni çiçeklere de fırsat vermiş olursunuz. Dayanıklı bir bitkidir. Düzenli olarak, potasyum ve fosforca zengin gübre takviyesi yapılmalıdır.

* Siklamen Cyclamen

Kış aylarının en renkli çiçekleridir. Yaz döneminin sonunda tohumdan üretebilirsiniz. Kış döneminden, bahara kadar çiçeklidir. Dayanıklı bir bitkidir ve soğuğa bayılır. Nemli ve aynı zamanda humusça zengin toprak sever. Yaprak ve çiçeklerini döktükten sonra sulamayı bırakın.

* Çiğdem Colchicum

Güneş ya da yarı gölge sever. Kış aylarının başında çiçeklenen soğanlı bir bitkidir. Nisan sonuna kadar da çiçekli kalmaya devam eder. Organik maddece zengin, yumuşak ve geçirgen toprak idealdir. Toprağa 5-10 santimetre derinliğinde dikilmelidir.

* Bodrum papatyası Osteospermum

Ilıman iklim bitkisidir. İlkbahardan yaz dönemine kadar çiçeklidir. Hafif ve geçirgen toprak ister. Güneş sever. Rüzgârdan korumalısınız, hassas olduğunu unutmayın. Mart ayında kaplarda çimlenen tohumları, mayıs ayında daha büyük saksılara alabilirsiniz. Fideleri, 30 santimetre mesafe bırakarak dikin.






























Saksı Değişimi Nasıl Yapılır

Rezene (Foeniculum vulgare)

Rezene (Foeniculum vulgare)

,

Bilimsel sınıflandırma 
Alem: Plantae (Bitkiler) 
Bölüm: Magnoliophyta (Kapalı tohumlular) 
Sınıf: Magnoliopsida (İki çenekliler) 
Takım: Apiales
Familya: Apiaceae (Maydanozgiller) 
Cins: Foeniculum 
Tür: F. vulgare 
Binominal adı: Foeniculum vulgare
-----------------------------------
************************************
İngiliz dilinde ‘Sweet fennel’, ‘Florence fennel’ yada Finocchio’, Alman
dilinde ‘Gemüsefenchel’ yada ‘Knollenfenchel’ olarak adlandırılan sebze rezene (Foeniculum vulgare var. azoricum) Umbelliferae familyasının bir üyesidir. Daha çok aromatik-tıbbi bitki olarak tanınan ve yaprak ve tohumları değerlendirilen Foeniculum vulgare var. dulce’ den, yaprak kaidelerinin etlenip değerlendirilen asıl kısmı oluşturan baş teşekkülüyle farklılık gösterir. Yaprak ve tohum amaçlı yetiştirilen rezene çok yıllıkken, sebze rezene tek yıllıktır.

ANAVATANI VE ÖNEMİ
Sebze rezenenin atası sayılan yabani rezenenin (Foeniculum vulgare var. vulgare) anavatanı Akdeniz bölgesidir. Eski çağlarda, Çin, Hindistan, Yunan ve Roma’ da baharat olarak ve medikal amaçlarla tanınmış ve kullanılmıştır. Plinius (M.S. 23-79) 22 hastalık ve rahatsızlığın tedavisinde rezeneyi tavsiye etmiştir (Liebster, 1991). M.S. 8. yüzyılda İtalyan kral Charlemagne tüm imparatorluk bahçelerinde rezenenin yer almasına özen göstermiştir. 14. yüzyıla kadar Romalıların beslenmesinde şarap ve zeytinyağı gezdirilmiş, içerisinde rezenenin de yer aldığı çeşitli sebze ve aromatik bitkilerden oluşan salatalar önemli bir yer tutmuştur. Rezene, anason benzeri kendine özgü tat ve kokuyu veren büyük oranda Anethol’ den oluşan eterik yağ (Oleum foeniculi) nedeniyle aromatik bir bitkidir. Eterik yağ, hoş, keskin rezene tadını verir. Özellikle vitamin ve mineral madde içeriğiyle önemli bir besin kaynağıdır.

BOTANİK ÖZELLİKLERİ
Doğada kışın çalı görünümünde çok yıllık olan rezene, sebze olarak yetiştirildiğinde tek yıllık, tohumu için yetiştirildiğinde iki yıllıktır. Yeşil, tüysü, ince dereotuna benzer yoğun yaprak örtüsüne ve koyu sarı, Haziran-Eylül arası açan çiçeklere sahip olan bitki 1.5-2.0 m yüksekliğe ulaşabilir. Aynı merkezden çıkan rozet gelişme gösteren oluklu yaprakların kaideleri etlenip, şişkinleşerek soğan formundaki başları oluşturur. Bu başın formu çeşide göre basıktan küreye, rengi beyazdan yeşilimsi beyaza farklılık gösterir ve yaklaşık 200-300 g. ağırlığındadır.
İKLİM VE TOPRAK İSTEĞİ
Rezene uzun gün bitkisidir. Kritik gün uzunluğu 18 °C üzeri sıcaklıkta 14 saattir. 
Akdeniz bölgesinde yazın uzun günleri, istenmeyen çiçek sürgünü oluşumuna, başların çatlamasına ve aşırı yan sürgün teşekkülüne yol açtığı için ana üretim periyodu Ekim-Mayıs arası olacak şekilde kış kültürü olarak yetiştirilir. Serin iklim sebzesi olan rezene için en uygun sıcaklıklar 16-18 °C’ dır. Bitkide, 24 °C’ nin üzeri ve 7 °C’ nin altı sıcaklıklarda gelişme yavaşlar ve –4 °C’ de soğuktan ölür. Bu nedenle orta Avrupa’da Haziran-Kasım arası pazara sevk edilecek şekilde yazın ve sonbaharda yetiştirilir. Rezene en iyi humus ve besin maddelerince zengin derin topraklarda yetişir. Bu topraklarda başlar yüksek kalitede olur


KÜLTÜRÜ
Rezene, açıkta, koruyucu altında yada serada yetiştirilebilir. Fide elde etmek için, genellikle düşük çimlenme özelliği nedeniyle her bir fide kabına 3-4 tohum ekilmesi yada önce tohum ekim kaplarına ekim yapılıp, 10-14 gün sonra fide kaplarına şaşırtılması önerilir. Optimum çimlenme sıcaklığı 20-22 °C’ dır ve çıkış sonrası sıcaklık 15-18 °C’ ye düşürülebilir. Dikilebilir büyüklüğe ulaşan fideler 8-10 cm uzunluğa ve 2-3 gerçek yaprağa sahiptir (Şekil 2). Bir gram tohumdan yaklaşık 150-200 adet dikime uygun fide elde edilir. Fide yetiştirme süresi, yetiştirme sezonu ve sıcaklığa bağlı olarak 30 ile 60 gün arasındadır. Dikim sıklığı m2’ de 10-15 bitki olacak şekilde 30-40 cm sıra arası ve 25-30 cm sıra üzeri mesafelerde olabilir. Daha dar aralıkta tek bitki ağırlığı azalır, birim alan verimi artar ve kültür süresi uzar. Ayrıca sık dikim çiçeklenme riskini arttırır. Derin dikilen fidelerde istenmeyen uzunlamasına gelişmiş baş teşekkülü görülür

Rezenede kök, gövde (baş) ve yapraklar
Rezene doğrudan tohum ekimi suretiyle de yetiştirilebilir. Ancak tohumunun küçük, çimlenmesinin zayıf, fide gövde yapraklarının ince ve narin olması ve daha sonra seyreltme gerekmesi nedeniyle tavsiye edilmez. Tohum ekimiyle üretim düşünüldüğünde, 40-50 cm sıra arası mesafeyle gerekli tohum miktarı yaklaşık 2-3 kg/ha’ dır. Çıkış tamamlandıktan sonra sıra üzeri 20-25 cm olacak şekilde seyreltme yapılır.
Kışın ılıman geçtiği yerlerde rezene, yaz dönemi hariç diğer sezonlarda da yetiştirilebilir. Kışın sert geçtiği yerlerde ise genellikle erken ilkbaharda üretilir ve sonbaharda hasat için yaz ortası yada sonu tekrar dikilebilir.
Rezenede iyi bir verim için düzenli sulama yapılmalıdır. Kuraklık sürgün oluşumuna yol açar. Fritz ve Stolz (1989)’ a göre ortalama bir verimle rezene, bir hektar alan topraktan 120 kg N, 35 kg P2O5, 180 kg K2O, 65 kg CaO ve 25 kg MgO kaldırmaktadır. Verilecek azotun bölünmesi faydalıdır. Vejetasyon dönemi içerisinde sert rüzgardan korumanın yanında Agrotis, Yaprak biti, Havuç sineği ve Sclerotinia’ ya dikkat etmek gerekir.

Dikime hazır rezene fidesi
Rezene, çeşide ve yetiştirme sezonuna bağlı olarak 75-105 günde hasada gelir. Hasadın gecikmesi durumunda, başta odunlaşma ve dış yapraklarda çatlamalar oluşur. Rezenede hasat elle yapılır. Bitki kurak havada, başın biraz altından kısa kökleriyle kesilir, dıştaki yaprak sapları (içteki genç yapraklar kalacak şekilde) başın 4-8 cm üzerinden kısaltılır.
Satışa sunulacak rezene başları temiz, tam olmalı, kahverengi leke ve eziklikler içermemeli, içleri taze ve dolgun görünmelidir. Temizlenmiş ve boylanmış başlar tane yada ağırlık hesabıyla satışa sunulur.


DEĞERLENDİRME ŞEKLİ VE MUHAFAZASI
Bizde daha çok yaprak ve tohumları için yetiştirilen, baş oluşturmayan çok yıllık bir bitki olan baharat rezene (Foeniculum vulgare var. dulce) tanınır. Eskiden beri tad zenginleştirici, lezzet verici olarak ekmek ve çörek gibi gıdalarda, içkide, ayrıca sinir sistemi, görme, solunum ve hazım problemlerine karşı tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Özellikle rezene çayının laktasyonu arttırdığı ve eterik yağı nedeniyle küçük çocuk ve bebeklerde gaz ağrılarına iyi geldiği bilinir.
Sebze olarak yetiştirildiğinde tek yıllık olan rezene, yaprak kaidelerinin besin maddesi biriktirip şişkinleşmesiyle baş oluşturur. Baş ve içteki genç yapraklar, genellikle haşlanmış sebze ve bazen diğer sebzelerle yada salatalarda çiğ olarak, tek başına yada et, sebze ve meyvelerle birlikte değerlendirilir. Başlar yıkanır, kök kalıntıları kesilir, yaprak sapları kısaltılır ve kurumaya yüz tutanlar uzaklaştırılır. Rezenenin temelde parçalara ayrılarak yada dilimlenerek başlarının tüketimi yanında genç yaprakları da salatalarda yada soğuk tabaklarda kullanılabilir (Hyde, 2004). Tipik İtalyan sebzesi olarak bilinen rezene genellikle aperatif olarak, ince kesilmiş başların üzerinde zeytinyağı gezdirilerek tüketilir.
Sebze rezene, buzdolabında 2 hafta kadar muhafaza edilebilir. Su kaybını önleyici plastik yada kağıt içinde paketlenmesi kuruma ve sertleşmeyi azaltır. Yüksek oransal nemde (%90-95) ve 0-1 °C’ de 5-8 hafta, 8-12 °C’ de 2-4 hafta ve kontrollü atmosferde (0 °C, %95 nem, %3 CO2 ve %3 O2) 12 haftaya kadar depolanabilir.

Kaynak: Levent ARIN
Trakya Üniversitesi, Ziraat Fakültesi

Akasya (Acacia) ve Bazı Türleri


Akasya (Acacia) ve Bazı Türleri


Mımosaceae   famılyasına ait  akasyalar çokça ağaç,az olarak da ağaççık ya da boylu veya bodur çalı durumunda bulunurlar. Yapraklarını kışın dökenleri bulunduğu gibi ,kış-yaz yeşil olanları da vardır. Dikenleri bulunur ya da bulunmaz,yaprakları çokça bileşik tüysü yaprak durumunda olup birçok yaprakçıktan kuruludur. Bazen tüysü yaprak yerine ince ve uzun flokladlar görülür. Yaprak sapları uzunca olup çoğunlukla genişlemiş durumdadır. Yaprak dizilişi almaçlıdır. Kulakçık çoğunlukla dikene değişmiştir. Çiçekler güzel kokulu olup sarı renkte ve küçüktür. Örtü yaprakları çanak ve taç olarak ayrılmıştır ve dörder parçalıdır. Ercikleri çok sayıdadır. İpçikleri uzundur. Çiçekler başçık ya da başak kuruluşunda toplu durumda bulunur. Meyve bakla durumundadır.
Dünyanın tropik ve subtropik bölgelerinde bulunurlar. Tersiyer devrinde Orta Avrupa’da da yerli olarak bulunmakta iken bugün daha dar bölgelere yayılmış bulunmaktadır. Özellikle Avustralya’da, Afrika’da Sudan’da ve güney bölgelerinde, Orta Amerika’da, Asya’nın tropik bölgelerinde yetişen türleri vardır.  
Akasya ağacının ilk yaşadığı yer Karolin ve Virjinya sınırları dahilinde ‘galleghanv’ dağlarıdır. Bu ağacı Avrupa’ya ilk tanıtan kişi ‘Jan Ruben’dir.   Akasya ağacı Türkiye’ye 1850 tarihinde gelmiş ve ilk geldiği yer de Ege bölgesi olmuştur. O yıllarda akasyaya karşı alaka gösterilmemiş olmasından çoğalamamıştır. Bursa Ziraat Mektebi ile İstanbul Halkalı Ziraat Mekteplerinin açıldığı yıldan sonraki senelerde mektep idaresinin Avrupa’dan getirttiği diğer ağaç tohumları ile birlikte akasya tohumları da getirilmiş ve o tarihten sonra Bursa ve İstanbul bölgesinde çoğalmasına ve daha sonraları da İzmir, Adana, Edirne, Erzincan,Çorum,Konya, Kastamonu illerimizde açılan ziraat okulları ile bu ağacın çoğalmasına yardım edilmiş. Zaman geçtikçe tohumu ve fidanı vilayetten kazalara hatta köylere varıncaya kadar az miktarda dağıtılmış yayılmış ve çoğaltılmıştır.


Büyük Önder Atatürk, Anadolu’nun büyük inkılabı ile birlik yarattığı milli yenilikler arasında, bir de ziraat inkılabına örnek ve görenek olmasını işaret buyurduğu, merkezi Ankara şehrinde bundan 65 yıl öncesine kadar kara, kuru, çıplak bir halde bulunup şimdiki Atatürk Orman Çiftliğinin ne içilecek bir yudum suyu ne de gölgesinde barınacak bir tek ağacı dahi olmamakla beraber, basit ziraat yapılan sahaları bile yoktu.

Toprağının iyi olmamasından bu kısır yerlerde ilk olacak ve yetişecek akasyadır denmiş ve ilk defa akasya ağacı fidanlarının dikilişine başlanarak dört senede dört milyon ağaç dikilmiştir.
Bugün Ankara’da Orman Çiftliğinde akasya ağacı ile yapılan geniş yeşillik gözle görülmeyecek derecede geniş ve gören gözlere şenlik vermektedir. Akasyalar cinsinin 700 kadar türü vardır. Akdeniz çevresi ülkelerde ve yurdumuzda da yetiştirilmektedir. Kuru ve fakir topraklarda yetişebilmektedir. Bazı türlerinin meyvelerinden, kabuk ve öz odunlarından tanen ve zamk elde edilmektedir. Büyümeleri çabuktur. Kıyı ağaçlamalarında ve özellikle kumulların durdurulmasında faydalanılmaktadır. Genel olarak donlara karşı duyguludur. Rüzgara karşı muhafazalı yerleri seçerler.



Acacia cinsinin bazı türleri,
  
Acacia abeileyana F. Muell. :
Yurdunda 3 metre kadar boylanabilen, kış ve yaz yeşil ağaççık ya da çalı durumunda bulunur. Dallar mavimsi boz renkte ve tüysüz olup çoğunlukla sarkık durumdadır. Yapraklar 4-5 cm. uzunlukta, katlı tüysü yaprak durumundadır. Yaprakçıklar 4-8 mm. Uzunlukta, açık mavimsi renkte, çiçekler yuvarlakça başçık görünüşünde olan 20-30 çiçekten oluşmuş 5-10 cm. boyda salkım kuruluşunda toplanmış olup altın sarısı rengindedir. Kireci sevmez. Avustralya’da yerli olarak bulunur.

Acacia dealtbata

Yurdunda 30 metre kadar boylanabilen, kış ve yaz yeşil ağaç ve ağaççık durumunda bulunur. Gövde ve ana dallarda kabuk düzgün ve açık boz rengindedir. Sürgünler ince, sık ve gümüş renginde, tüylü olup köşelidir. Filokladiler bulunmaz, yapraklar 7-12 cm. uzunlukta, katı tüysü yaprak durumunda, yaprakçıklar 4-8 mm. Uzunlukta, taze iken yumuşak, gümüş renginde tüylü ve mavimsi yeşil renktedir. Çiçekler yuvarlakça başçık görünüşünde, güzel kokulu, sarı renkte ve çok çiçekli bileşik salkım kuruluşunda toplanmıştır. Kıştan bahar aylarına kadar çiçekli olarak görülür. Ilıman bölgelerde yetiştirilebilir. Buralarda 20 metre kadar boylanabilir. En çok tanınan ve yetiştirilen bir akasya türüdür.
    Çok erken, Ocak-Mart da çiçek açar. Soluk sarı renkli küre biçimindeki çiçeklerden birçoğu bir araya gelerek bol çiçekli kurulları oluştururlar. Bu akasyanın bir alt türü olduğu sanılmaktadır.
    Vatanı Avustralya, Tasmanya’dır. Fakat uzun zamandan beri Güney Avrupa’nın park ve bahçeleri ile Orta Avrupa’da süs bitkisi olarak kültüre alınmış, hatta Güney Avrupa’da yer yer yabanlaşmış, naturalize olmuştur. Türkiye’nin sahil şehirlerinde, özellikle İstanbul’da adalardaki bahçelerde çok görülür. Kış sonları, bahar başında çiçekleri İstanbul’daki çiçek pazarında yanlış olarak ‘mimoza’ diye satılır. Dekoratif bir park bitkisi olan bu akasya türü Türkiye’nin hemen bütün kıyı şehirlerinde yetişebilir.

Acacia fornesiana(L.) Willd. :
Vatanı Dominik Cumhuriyeti olan bu tür ufak bir ağaç veya 3-4 m. Boyunda bir çalı halindedir. Yapraklar iki katlı tüysüdür. Kulakçıkları dikene değişmiştir.
Vatanı dışında ılıman iklime sahip olan yerlerde süs bitkisi olarak Kuzey Afrika’da, Güneybatı Avrupa’da, özellikle Cezayir’de büyük ölçüde yetiştirilmekte, açık sarı renkli kokulu çiçekleri destile edilerek farmaside kullanılmaktadır. İstanbul adalarında bu türe, az sayıda da olsa rastlanır. Mahalli halk ‘Amber’ adını vermektedir
    Aynı gruptan yani kulakçıkları dikene dönüşmüş durumda olan akasyalardan A. Catechu Willd. Türünün çiçekleri salkım kuruluşunda toplanmış olup yuvarlak başçık görünüşündedir ve sarı renktedir.
Acacia senegal Willd. Türünde ise gene salkım kuruluşunda toplanmış bulunan başçık görünüşündeki çiçekler beyaz renktedir.
 
Acacia cyanophylla Lindl. :
  Kalın dallı, yuvarlak tepeli bir ağaçtır. Gövde ve kalın dalların tanence çok zengin, koyu renkli düzgün bir kabuğu vardır. Tüysü yapraklar körelmiştir. Yaprak sapları 20-30 cm. ye ulaşabilen mavi-yeşil dar şerit halini almıştır. Çiçekler küçük, başçıklar oluşturacak şekilde bir araya toplanmıştır. Toprak ve nem isteği fazla olmadığı halde hızlı bir büyüme yaptığından vatanı dışında ağaçlandırılmalarda, özellikle sahil kumullarının durdurulmasında büyük ölçüde kullanılmaktadır. Olağanüstü kuvvetli kök ve kütük sürgünü yapma özelliğine sahiptir. Vatanı Batı Avustralya’dır. Güney Avrupa’da naturalize olmuştur.
Akdeniz çevresinde çok yetiştirilmekte, Kıbrıs adasında kumulların durdurulmasında faydalı noktadır. Bugün Güney Anadolu’da , Antalya, Manavgat dolaylarında da aynı şekilde kullanılmaktadır. Tohumları Ada’ dan getirildiği için, Antalya’da mahalli olarak “Kıbrıs Akasyası” adı verilmektedir. 

Acacia longifolia Willd. : 
9 metre kadar boylanabilen ağaç, ağaççık ya da çalı durumunda bulunur. Sürgünleri tüysüz olup köşelidir. Yaprakları 15 cm. kadar uzunlukta, dar mızrak biçiminde, yassıca yaprak sapı görünüşünde, sert, derimsi olup sarımtırak yeşil renktedir. Yaprak boyunca uzanan 3 ya da 4 damar bulunur. Çiçekler açık sarı renkte ve yaprakların koltuğunda, silindir görünüşünde olan başak kuruluşunda, bakla durumunda olan meyve 10 cm. kadar uzunluktadır. Avustralya’da , Tasmanya’da yerli olarak bulunur.
   
Acacia melanoxylon R. Br. :
Yurdunda 25 bazen de 30 metreden çok boylanan geniş ve yuvarlak tepeli ağaç durumunda bulunur. Sürgünler tüylü olup köşelidir. Yapraklar 13 cm. ye kadar uzunlukta, nispeten etlice, eğri kılıç görünüşünde, yaprağın ucu ve tabanı dardır. Uzunlamasına 3-5 belirgin damar bulunur. Genç bitkiler de katlı tüysü yapraklar görülür. Çiçekler güzel kokulu ve yuvarlakça başçık durumunda olup sarı renktedir. Yaprakların koltuğunda salkım kuruluşunda bulunur, kuruluşta az çiçek vardır. Bakla meyve 5-10 cm. uzunlukta, yassı ve eğricedir. Avustralya’nın güney doğu bölgelerinde yerli olarak bulunur. Yurdu dışında da yetiştirilir. Mobilyacılıkta faydalanılır. Bazı yol ağaçlamalarında da kullanılır. 

Acacia verticillata Willd. :
Yurdunda 9 metre kadar boylanan ağaç, ağaççık ya da sık görünüşlü çalı durumunda bulunur. Yeni sürgünler tüylü olup köşelidir. Yapraklar altışar yapraklı çevrel durumda olup sivri uçlu, düz, dar yaprak sapı görünüşünde, yumuşak oldukları için batıcı değildirler. Çiçekler sarı renkte, yaprakların koltuğunda, salkım kuruluşunda bulunurlar. Çiçekli zamanı Nisan-Mayıs aylarıdır. Bu türde çiçekler yuvarlak olmayıp silindir görünüşündedir. Avustralya’da , Tasmanya’da yerli olarak bulunmaktadır. Güzel görünüşü bakımından süs bitkisi olarak değerlidir. Akdeniz ülkelerinde ve bu arada yurdumuzda ılıman bölgelerde açıkta yetiştirilmektedir.


Akasyaların yararları ve kullanım alanları : 
 Hızlı büyüdükleri için ağaçlandırmalarda, özellikle vatanları dışındaki ılıman iklimlere sahip yerlerde, örneğin, Akdeniz çevresinde kumulların durdurulmasına hizmet etmektedirler.

Akasyanın Avustralya, Doğu Hindistan, Afrika ve Amerika’da yayılmış olan birçok taksonları vardır. Bunlardan bazılarından elde edilen zamkın kullanılışının çok eski bir geçmişi vardır. Bu, Mısırlılar tarafında daha İsa’nın doğumundan önce 17. Yy. da kullanılmakta idi. En temiz ve makbul olan zamk; A. Senegal Willd., A. Glaucopylla Stend., A. Abyssinica Hochst., A. Decurrens Willd. Türlerinden elde edilir.

Acacia  arabica Willd. Türünün henüz olgunlaşmamış olan meyveleri tanence çok zengin olduğundan aynı meşelerden elde edilen mazılar gibi, siyah ve kahverengi boyaların yapımında kullanılır. A. Melanoxylon R. Br.’ın ise çilek gibi güzel kokulu kıymetli odunu vardır.  

Akasya ağaçları kokulu ve mezbul çiçek açmasından arıların istifadesinde mevkii bulunması nedeniyle Balkanlarda bal piyasalarında Akasya balının daha yüksek fiyatla satıldığı öğrenilmiştir. Akasya ağcının çiçeğinden kokulu şurup ve kolonya yapılmaktadır. 
                   
Akasya ağacının mahsülü olan tohum kapsülleri ile birlikte ve henüz kapsüller yeşil renkte olduğu zaman taze olarak veya sonbahardan sonra kuruduğunda ılık su ile ıslatılarak yumuşadığında bakla ve fasulye gibi yem olarak koyun, keçi, ,inek hayvanatına verilir. 
    
Tropik Afrika kökenli olan Acacia senegal’den, yapıştırıcı madde ve mürekkep yapımında, eczacılıkta, şekercilikte ve başka sanayi dallarında kullanılan Arap zamkı elde edilir. Akasya ağaçlarından çoğunun gövde kabuğu, sepicilikte, eczacılıkta ve boya, mürekkep gibi bazı ürünlerin yapımında kullanılan tanen açısından zengindir. 
    
  Az sayıda bazı akasya türlerinin ise odunu değerlidir. Bu türlerin başlıcaları Avustralya kökenli Acacia melanoxylon ile yarran ( Acacia homalophylla ) ve Hawaii kökenli Acacia Koa’dır. Ana yurdu A.B.D’nin güneybatısı olan ve buradan Hindistan ve Avrupa’ya yayılan Acacia farnesiana, parfüm yapında kullanılan güzel kokulu sarı çiçekler verir. Avustralya türlerinin pek çoğu, çiçeklerin hoş görünümü nedeniyle süs bitkisi olarak dünyanın hemen her yanına yayılmıştır. 
     
Türkiye’de birçok Avrupa ülkesinde ve A.B.D’ de akasya adı ile bilinen beyaz salkımlı ağaçlar aslında gerçek bir akasya değildir. Bu yüzden botanikçiler, gerçek akasyalarla aynı cinsten olmayan bu ağaçları yalancı akasya ( Robinia pseudoacacia ) olarak adlandırırlar. 20-25 metreye kadar boylanabilen bu gösterişli ağaçlar, gölge vermesi için yol kenarlarına, park ve bahçelere dikilir. Çiçeklenme zamanında sarkık salkımlar halinde kümelenen küçük beyaz çiçekleri de çevreye tatlı ve baygın bir koku yayar. 
      
Gerçek akasyalar güzel görünümleri dışında odunundan özsuyuna kadar hemen her şeyinden yararlanılan çok değerli ağaçlardır. Güney Afrika , Avustralya ve öbür tropik ülkelerdeki büyük tarım işletmelerinde bu ağaçlar özel olarak yetiştirilir. Avustralya yerlileri, mulga ( Acacia aneura ) adını verdikleri bir akasya türünün dallarından mızrak sapları ve bumerang yaparlar. Akasyaların yaprakları ve meyveleri de hayvan yemi olarak kullanılır.  

KAYNAKÇA:
1.    Gökmen,Halil.,Kapalı Tohumlular,Orman Genel Müdürlüğü Yayınları,Ankara:1990,s 485-88.
2.    Öğütçü,Mahir.,Faydalı Ağaçlardan Akasya Ağacı,Kastamonu İl Basımevi, Kastamonu:1935, s 1-21
3.    Kayacık,Hayrettin., Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul:1982, s 62-6
4.    Ana Britanica, Ana Yayıncılık, İstanbul: 1986, Cilt 1, s 248
5.    Temel Britanica, Ana Yayıncılık, İstanbul: 1992, Cilt 1, s 105.

Passiflora Çarkıfelek çiçeği

ÇARKIFELEK ÇİÇEĞİ
Latince Adı: Passiflora incarnata
Familya:


Diğer İsimleri: Fırıldak çiçeği, Saat çiçeği

Çarkıfelekgiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Tropikal Amerikadır. Oradan dünyaya yayılmış 400 kadar türü vardır. Ülkemizde bazı yerlerde süs bitkisi olarak kimi türleri yetiştirilmektedir. Gölgeli ve nemli duvar dipleri ve kameryeleri sevip sarmaşarak yetişen otsu ya da ağaçsı sarmaşıktır. 5-7 parçalı koyu yeşil yaprakları almaşık dizilişli: yaz boyunca açan tekerlek biçimindeki gösterişli çiçekleri erguvani, pembe ya da kırmızı renkte ve iridir. Bitki, tohumuyla ya da gövde çelikleriyle çoğaltılır. 
Çarkıfelek bitkisi harmin, harmol, harman ve passiflora adı verilen alkaloitleri: flavon, glisosit ve sterol adlı diğer maddeleri içerir. Bazı türlerinin meyveleri çiğ olarak yenebildiği gibi, içki ve şerbet yapımında da yararlanılır.


Etki ve Kullanım: 
Zehir ve insan bedenine zararlı olabilecek maddeler içermeyen çarkıfelek bitkisi, güvenle kullanılarak şu tıbbi etkileri sağlar:
• Kişinin yaşadığı gerginlik ve endişelilik hallerini giderir.
• Sinirleri yatıştırır.
• Sinirsel ve kronik uykusuzluklara deva olur.
• Parkinson hastalığı ve isteri gibi durumlarda sinirsel nöbetleri gidericidir.
• Zona hastalığı gibi sinir ağrılarında da yatıştırıcı olur.
Bütün böyle durumlar için ilkbahar sonu ile yaz ortası arasında bitkinin çiçek açmamış ya da çiçekleri olgunlaşıp meyveye dönüşmüş dallarından toplanan yaprakları, gölge ve havadar bir yerde kurutulur ve infüzyonu hazırlanır: 1 tatlı kaşığı kuru yaprak üzerine 1 bardak kaynar su dökülerek 15 dakika süreyle demlendirilir. Uykusuzluğu gidermek için, akşamları yatmadan önce bu infüzyondan bir bardak: rahatlama sağlanması ve diğer şikâyetlerin giderilmesi için istendiği zaman alınmak üzere, günde iki bardak içilir.


******************************************************************************************************



Pasiflora - Çarkıfelek çiçeği

Bugün Hürriyet Pazar ekinden alınmıştır.

Dalından pasiflora

Deniz İNCEOĞLU

Sakinleştirici şurup olarak bilinen Pasiflora, bu aydan sonra meyve olarak manavlardan da alınabilecek. Eczaneden aldığınız şurubunu ya da hapını içmek yerine, pasifloranın kaşık kaşık meyvesini yiyerek de sakinleşebileceksiniz. Bu işi yapan, Alanya’da yaşayan seracı Mehmet Balki (57). Mehmet Bey’e, serada pasiflora yetiştirmek nereden çıktı, diye soruyoruz, "Ben ticaret insanı değilim, keşif insanıyım" diye cevap veriyor. 

Mehmet Balki’nin seracılığa ilgisi, bundan 40 yıl önce, başlarda basit bir hobi olarak başlamış. Ama sonra, iş, merak aşamasını geçmiş. Profesör arkadaşlarından ve kitaplardan öğrendikleriyle bilgilerini pekiştirmiş, yurtdışında sera fuarları takip edecek kadar ilerlemiş. Üç yıl önce gittiği bir fuarda gördüğü, anavatanı Güney Amerika olan pasiflora bitkisiyle tanışması da işte böyle olmuş.

Balki’nin pasiflora hikayesi o fuarda başlıyor. Ufak bir araştırmayla önce bitkinin Türkiye’de de yetişebileceğine karar veriyor. Sonra fuardan fidesini satın alıyor ve döndüğünde Antalya Alanya’daki serasının en güzel yerine dikiyor. 

Meyvesinin olgunlaşması için tam iki yıl bekliyor Balki. Ve bir buçuk ay süren hasat döneminden sonra, her ağaçtan meyveler fışkırıyor.

Meyveleri topladıktan sonra ilk iş, hemen yöredeki manavlara ve arkadaşlarına gönderiyor. Ancak beklediği ilgiyi bulamıyor. Meyveyi tanımayan halk, sadece "manava adını ve nasıl bir şey olduğunu" sormakla yetiniyor.

AYNI ŞEY BROKOLİ VE CHERRY’DE OLDU

Ancak bu ilgisizlik Mehmet Balki’yi yıldırmıyor. Çünkü o, aynı olayı daha önce brokoli ve cherry domateste de yaşamıştı. Sekiz yıl önce, yine serada üretip halka tanıtmaya çalıştığı brokoli, zaman içinde hak ettiği yere gelmedi mi! Şimdi herkes, manavlarda brokoli sormuyor mu!

Ya cherry’nin başına gelenler... İlk kez 1990’da bir dergide görüp yetiştirmeye başladığında, manavlar ona ’Büyüğü varken, insanlar neden küçüğünü alsın’ diye sormamış mıydı! Ama şimdi komisyoncular, ’Ne kadar varsa gönder’ demiyorlar mı! Neden aynı şey pasiflora için de olmasın.

Manavlardan beklediği ilgi gelmeyince, Mehmet Bey turistlere açılıyor. Alanya’ya gelen turistlere... Ve işte aradığı destek geliyor. Pasiflora, en azından masraflarını çıkartacak, kendini döndürebilecek kadar satılıyor.

GÜNDE İKİ TANEDEN FAZLA YENMEYECEK

Her yıl haziranın 15’inde olgunlaşan ve ömrü sadece bir ay olan pasifloranın diğer meyvelerden aslında çok bir farkı yok. Tıpkı erik ya da kiraz gibi her an yemek mümkün. Sadece rahatlatma özelliği bulunan ve hiçbir yan etkisi olmayan meyvenin, dikkat edilmesi gereken tek özelliği, bir gün içerisinde iki taneden fazla tüketilmemesi.

Balki’ye kendisinin de yiyip yemediğini soruyoruz. Olgunlaştığı dönemde her gün mutlaka yediğini, hatta sadece kendisi değil karısına da mutlaka yedirdiğini söylüyor. Gülüyor tabii bunu söylerken, niye olduğunu sorduğumuzda, "Daha az konuşsun diye" cevabını veriyor.

Geçen yıl başladığı pasiflora satışlarını, Balki bu yıl daha geniş bir alanda sürdürmeyi düşünüyor. Önümüzdeki haftalarda hasadı tamamlandığında, İstanbul gibi büyük kentlerde de satışa sunmayı planlıyor.

Balki, bu işlerle uğraşmasını, seracılığa başlarken taşıdığı merakı hálá koruyor olmasına bağlıyor. Kendisini mutlu eden tek şeyin para kazanmak olmadığını, aynı zamanda bilinmeyen bir besini halka sunmanın da ona büyük bir keyif verdiğini söylüyor. Hatta bu ay gideceği İspanya’daki fuardan da, bu yüzden yeni ürünlerle dönmeyi düşünüyor. Şimdi önündeki en büyük hedefi ise Akdeniz Bölgesi’nde kivi yetiştirebilmek.

PASİFLORA NASIL YENİR?

Manavdan aldıktan sonra iyice yıkayın. Kabuğu yenmediği için, bıçakla tepesinden kesin. Kaşıkla yenen pasifloranın tadı ne acı ne de tatlı. İçindeki çekirdekler yenebilir ama çiğnememekte fayda var. Bir tanesi yaklaşık 120 gr. Geçen yıl, manavlarda tanesi 50 kuruşa satılıyordu.

Bir başka Güney Amerikalı fajiyo

Balki, 12 dönümlük arazisi içinde, pasifloranın dışında tanıdığımız, tanımadığımız 10’dan fazla ürün yetiştiriyor. Bunların arasında böğürtlen, hünnap (küçük elma), fajiyo gibi meyveler de var. Pasiflora, nasıl insanlarda sakinleştirici bir etki yaratıyorsa, örneğin yine Güney Amerika’dan getirttiği fajiyonun da içeriğindeki iyot nedeniyle guatra iyi geldiğini söylüyor. Balki’nin serasında bulunan 5 çeşit maydanozun da ayrı bir yeri var. Şili, Brezilya, İspanya ve Almanya’dan getirdiği maydanozların her birinin tatları farklı. Kimisi bizim tanıdığımız maydanoza benzerken, kimisi kerevizi andırıyor. Bunların raf ömürlerinin de çok uzun olduğunu söyleyen Balki, yemeklerinde kullandığı bu yabancı maydanozların dolapta bir ay saklanabildiğini söylüyor.

**********************************************************
Başka bir kaynak

PASSİON FRUİT; PASSİFLORA, MARUÇYA, MARACUJA, ÇARKIFELEK, TUTKU MEYVESİ ve AŞK MEYVESİ olarakta adlandırılır. 

Anavatanı Brezilya olup Akdeniz bölgesinde çok kolay yetişmektedir. Tat ve aroması benzersizdir, aroması uzun bir süre ağız da kalır. Rahatlatıcı, sakinleştirici ve cinsel istek arttırıcı olduğu bilinmektedir. Meyve sularından pasiflora şurupları yapılmaktadır.
Ülkemizde yetiştirilmediğinden piyasada bulunmazken, Avrupa ülkelerinde tanesi 1,80 euro ya manav ve marketlerde satılıyor.
Duvar ve pergula üzerinde yetiştirilebilir. 


Özellikleri ve Tarihçesi
Çarkıfelek, (passion fruit) dış kısmı mor, içi çekirdekli bir yapıya sahip egzotik bir meyvedir. Çarkıfelekgiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Tropikal Amerika'dır. Oradan dünyaya yayılmış 400 kadar türü vardır. 5-7 parçalı koyu yeşil yaprakları almaşık dizilişli; yaz boyunca açan tekerlek biçimindeki gösterişli çiçekleri erguvani, pembe ya da kırmızı renkte ve iridir. Bitki, tohumuyla ya da gövde çelikleriyle çoğaltılır.

Havaii deki çarkıfeleklerin birçoğu Avustralya dan gelmekte olup ilk defa 1880 yılında evlerin bahçelerinde yetiştirilmeye başlanmıştır. Havai de yetiştirilmesi ise 1930 un başlarındadır. Kenya da 1933 de yetiştirilmeye başlayan çarkıfelek, 1947 yılında Güney Afrika da 2000 ton üretim kapasitesine ulaşmıştır.

Yetiştirildiği Yerler
Çarkıfelek özellikle güney Brezilya ve Kuzey Arjantin orjinli bir meyvedir. Sarı kabuklu çarkıfeleğin menşei tam olarak bilinmemektedir. Fakat mor çarkıfeleğin Avustralya civarında yıllarca süren adaptasyon dönemi içerisinde bu coğrafya da sarı kabuklu hale geldiği zannedilmektedir. Ülkemize ithal edilen çarkıfelekler, mor kabuklu olanlardır. Mor kabuklu çarkıfelekler, hem vitamin hem mineral olarak daha zengindir.

Faydaları
Çarkıfelek C,B1,B2, B5,Kalsiyum, Fosfor ve Protein açısından zengin bir meyvedir. Ayrıca çarkıfelek bitkisi harmin, harmol, harman ve passiflora adı verilen alkaloitleri; flavon, glisosit ve sterol adlı diğer maddeleri içerir.

Nasıl ve Nerede Kullanacağız?
Çarkıfeleğin çekirdeklerini, tamamını çiğ meyve olarak yiyebilirsiniz. Meyve suyu, kokteyl, tatlı, dondurma, ve meyve salatalarında kullanabilir, hoş koku ve tat vermesi açısından yemeklerinizin yanında garnitür olarak da tüketebilirsiniz.

Muhafaza Koşulları
Çarkıfelek, %85 - %90 nem de saklanmalıdır. Olgun meyveler, 2 – 7 ºC de 1 hafta boyunca muhafaza edilebilmektedir. 

Besin Değerleri
100 Gr. Çarkıfelek'in Besin Değerleri 
Analizler 100 gr. Çarkıfelek 
Enerji (kcal) 90 
Rutubet 75,1 g. 
Yağ 0,7 g. 
Karbonhidrat 21.2 g 
Kül 0.8g 
Yağ (g) 13,8 
Kalsiyum 13 mg 
Doymuş Yağ Asitleri (g) 2,2 
Fosfor 64 mg. 
Demir 1.6 mg 
Sodyum 28 mg 
Potasyum 348 mg 
Vitamin A 700 I.U. 
Vitamin B az 
Vitamin B2 0.13 mg 
Nikotinik Asit 1.5 mg 
Askorbik Asit 30 mg


Konuyla ilgili ingilzce bilgiler wikipedia
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top